VoleybolunAdresi.com

Karch Kiraly’in kızları atla deve değil, elbet bir gün yeneceğiz !…

Voleybol Milletler Ligi’nde yoluna dolu dizgin devam eden ABD’ye (12 /12) tam teşhisi koyabilmek için bizimle oynayacakları maça kadar bekledim.

Turnuvanın neredeyse tamamına yakınını izlemiş birisi olarak, ‘Amerikan rüyası‘na olsa olsa bizim Sultanlar‘ın son verebileceği inancı oldukça fazlaydı içimde.

Cakalarını biz bozacak; rakibine tepeden baka baka oynamayı alışkanlık haline getiren ‘böbürlü Siu torunlarına (!)’ dersini verecektik.

Büyüklük Allah’a mahsustur, bir de kendine inanıp, güvenen böyle düşünür.

Nedense ABD denince irkiliveriyoruz…

‘En büyük, en ulu’ yakıştırmaları; sanki onlara özgü bir sıfat…

Ya da; 

Her şeyin en iyisini yapanın, her türlü kazancın onların tekelinde olduğuna bir şekilde inandırılmış insanlar.

Dokunulmazlıkları varmışçasına; tabu olarak görülüyorlar.

Oysa gözünde büyütmeden, kendi doğrularının dışına çıkmadan; bir de kafanda kazanacağına olan inancı hep diri tutabildiğinde; her kul gibi etten kemikten yapılmış, bizim gibi normal insanlarla oynayan ABD’yi de pekala yenmek mümkün olabilirdi…

                                                      xxx

Maç başladı; ben bittim…

Sadece söylemekle, düşünmekle kaldı içimdekiler…

Uygulayamadık,  tutamadık, durduramadık ABD’nin kızlarını…

Galiba hepsinden önemlisi onları yenebileceğimize kendi kendimizi hiç ama hiç inandıramadık…

Kısacası kafada kazanabileceğimizi bir maçı peşin peşin kafada kaybedip, bugüne kadar ne becerdiysek üzerine ‘acaba’larla dolu siyah bir tül perde çekiverdik.

                                                   xxx

Filenin Sultanları’nın en kötü gecesi ne yazık ki ABD maçına denk geldi.

İlk iki set (25-21 / 23-25) dışında kalanları bize yakışmayan bir tempoda ve doğru dürüst mücadele edemeden tamamlayınca, play-off’a giden yol soru işaretleri ile döşeniverdi. 

Tepemizde sallanan demoklesin kılıcının kafamızı delmemesi için önümüzdeki Hollanda maçı ‘olmazsa olmamız’ oldu.

                                         xxx

ABD 4 sette biten maçı oyun disiplininden hiç kopmadan, adeta otomatiğe bağlanmışçasına ve neredeyse sıfır hata yaparak tamamladı.

İyi manşet üzerine kurgulanmış oyunlarında her türlü kombinasyon mevcuttu.

Bize özgü bir taktik geliştirmiş olacak ki; efsane coach Karch Kiraly bloklanması zor köşe hücumcularının yanı sıra; (Vakıfbanklı Michelle Bartsch Hacley; eski Eczacıbaşılı Jordan Thompson) bu kez ortayı da doğum sonrası sanki yeniden doğmuş kadar coşkulu oynayan Akinradewo ile (3 numara) son derecede efektif kullandırıp, sonucu şansa bırakmadan maçı tereyağından kıl çeker gibi çekti aldı elimizden.

Özellikle iki köşede oynayanlar makineli tüfekle ateş eder gibi ateş maç boyunda.!

 Michelle Bartsch-Hacley iki blok dışında duvarları yıkıp geçerken (14), ‘kusursuz fırtınalar’ Jordan Thompson’la (18) Jordan Larson savunmamızın üzerine karabasan gibi çöküp, hiç boşa smaç vurmadılar.

Bu kadar kreatif ismin bir tek oyuncunun liderliğinde döktürmesinin de hakkını vermeliyiz. 

Kilosuna göre son derecede atletik ve esnek olan ‘sarı fırtına pasör Poulter’in;  parmak hassasiyetinin kazandırdığı ekstra farkındalıkla; köşelerle ortayı bir dantela gibi işlemesini; bir sanat etkinliğindeymişçesine hayran hayran izledik.

Bir türlü blok getiremediğimiz 3 numarayı maden gibi işleyen Poulter; 3. ve 4. setler itibariyle hücumu buraya yoğunlaştırarak ‘ bir pasör nasıl oynamalı’ üzerine adeta küçük bir resital sundu.

Hücumda tempoyu, rakibin moral durumuyla, fiziksel zaafları üzerine kurgulamada bir otorite olan bu obezite kıza (!) İtalya’daki kulübü boşuna çuvalla avro ödemiyor !..

‘Kiraly’nin kızları’ yine de yenilmeyecek bir takım değil. Bize karşı bloklarda hayli dağınık görünseler de; kendimiz saha içinde yeteri kadar organize olamayınca bu zaaflarını avantaja çeviremedik.

Turnuva boyunca hiç görmediğimiz bir diğer olumsuzluk ise; ilk kez kızlarımızın bir maçın skoruyla ilgili umutsuz bakışlar atmalarıydı.

Blok geçemedikçe, top öldüremedikçe psikolojik olarak yıpranan sultanlar, bu nedenle elimize geçirdiğimiz skor avantajlarında bile sürekli özgüven sorunu yaşadı.

Tabii ‘hep Ebrar’ üzerinden hücumu formatlamak  kafalarda ‘takımda başka hücum edecek oyuncu yok mu? ‘ sorusunu getirmedi değil.

Neyse ki bu kez Hande Baladin yüreğini koydu ortaya Ebrar’la birlikte. 

Ortada Eda Erdem’in naif durgunluğunda cılız ve skorsuz kaldık ne yazık ki. 

Pasör Cansu Özbay‘ın her koşulda hayranıyım. ‘Büyük oyuncu statüsüne’ girmesine de çok az kaldı. Smaçörlerine attığı adrese teslim paslarla sürekli özgüven yüklemesi yapan, yürekli ve cesur bir oyuncu her şeyden önce . Bu maçlık bir iki küçük falso yapsa da Naz Aydemir Akyol‘un yerini rahatlıkla dolduracak kalibrede.

Ben bu küçük kırılmalarını da neredeyse hiç dinlenemeden oynamak zorunda kaldığı yoğun maç temposuna bağlıyorum.

Yerine acilen, onun seviyesinde Buse Ünal ile birlikte alternatifini yetiştirmeliyiz.

Sultanların Hollanda maçına kadar dinlenmeye epey zamanı olacak.

Günü gelince de çıkıp Hollanda’yı yener, play-off’a kalırız.

Sonrası Allah kerim…

Engin Aksöz

You must be logged in to post a comment Login